Güncel son dakika haberleri

haber haberler internethaber son dakika spor yerel güncel ekonomi siyaset teknoloji magazin galeri video son dakika son haber son saniye son haberler son dakika haberler

Sosyetik kulüpte sosyetik kavga!

Genç işadamı Baran Süzer ile sosyetik güzel Melisa Eliyeşil’in sevgilisi Charles von Faber-Castell, önceki gece Reina’da birbirine girdi. İki genç adam birbirlerine küfürler ederken Eliyeşil’in Süzer’e “Sen kıronun hasısın!” diye bağırdığı duyuldu

MASALAR DEVRİLDİ
Süzer Holding’in veliahtı genç işadamı Baran Süzer ile sosyetenin en güzel  kadınlarından Melisa Eliyeşil’in, en eski yazım gereçleri markası Faber-Castell’in veliahtı olan sevgilisi Charlesvon Faber-Castell geçen cuma gecesi Reina’da yüz lerce kişinin gözü önünde kavga etti. Aynı masada oturan ikili birden nedeni bilinmeyen bir sebepten ayağa kalkıp karşılıklı küfürleşmeye başladı. Süzer’le Faber-Castell’in itişmesi sırasında masa devrildi.

ELİYEŞİL HAKARETLER YAĞDIRDI
MASADA bulunan Ralf Tezman araya girip ikiliyi yatıştırmaya çalıştı. Tam kavga bitti derken bu kez Melisa Eliyeşil, sevgilisine destek olup Baran Süzer’e, “Sen kıronun hasısın, önde gidenisin Baran” diye dakikalarca bağırdı. Ortamın yeniden alevlendiğini gören Süzer’in arkadaşları onu masadan uzaklaştırdı. Gecede aynı masada bulunan Sanem Tezman, Maya Portakal ve Yağmur Ünal da çıkan kavga sonrası sinirli bir şekilde mekânı terk etti.

Nahide, popülaritesini zirveye taşıdı

İzzet Çapa’nın sonmekânı Nahide, popülaritesini zirveye taşıdı. İbrahim Tatlıses veÖzcan Deniz’in ardından Kibariye’nin sahne alacağı mekân hafta sonunda ünlü isimleri ağırladı

Ünlü işletmeci İzzet Çapa’nın yeni mekânı Nahide, kısa sürede İstanbul’un gözde eğlence yerlerinden biri haline geldi. Sıra dışı eğlencelerin yapıldığı mekân hafta sonu çok sayıda ünlü ismi konuk etti. Cuma günü verdiği konserin çıkışında soluğu Nahide’de alan Ajda Pekkan, kardeşi Semiramis Pekkan,modacı Nur Yerlitaş ve İsmail Akkaya ile felekten bir gece çaldı. Şarkıcı Gülşen ise bir gün sonra mekânda doğumgünü kutladı.

KİBARİYE SAHNE ALACAK
Gösteri ekibiyle birlikte pasta kesen Gülşen, mekânın içinde bulunan balkona çıkarak şarkı söylemeyi de ihmal etmedi. Ünlü modacı Atıl Kutoğlu ve arkadaşı Haluk  Akakçe de aynımekânda eğlenen isimler arasındaydı. Akakçe eğlence gecesinde giydiği tuhaf giysisiyle herkesin dikkatini çekti. Öte yandan Türkiye’nin en ünlü starlarını bambaşka repertuvarlarla sahnesine çıkaran Nahide, bu salı gecesi büyük bir sürprizi daha gerçekleştirecek ve arabeskmüziğin kadın yıldızı Kibariye, konuklarına Türk pop  müziğinin unutulmaz şarkılarını okuyacak. Kibariye, gecede Sezen Aksu’dan Tarkan’a, Zülfü Livaneli’nden Soner Sarıkabadayı’ya kadar Türkçe şarkıları kendine has yorumuyla seslendirecek.

Esin Moralıoğlu ile İshak Cerit’in tatili tam gaz devam…

Geçtiğimiz ay tek celsede boşanan Esin Moralıoğlu ile İshak Cerit’in ‘dostluk tatili’ tam gaz devam ediyor. Hafta sonu Bodrum’daki samimi görüntüleri ile gündem yaratan eski çift; önceki gün Türkbükü sahilinde jet-ski turu attı.

HER ŞEY OLABİLİR!
Jet-ski’yle Cerit’in yatına giden Moralıoğlu, eski eşinin talimatları doğrultusunda tekneye yanaştı.Günaydın’da yer alan habere göre; İshak Bey ile oğlu daha sonra Moralıoğlu’na şaka yaparak denize attı. Boşandıkları halde ilişkilerinin devam ettiğini belirten çift; “Biz, evlilik aşkı öldürdüğü için boşandık. Herhangi bir küskünlüğümüz yok. Boşanmış olmamız, dostluğumuzun da biteceği ve ayrı olmamız anlamına gelmiyor. Her şey yolunda” dedi. “Tekrar birleşebilir misiniz?” sorusuna verdikleri yanıt ise “Şu anda çok iyi dostuz ama ileride her şey olabilir” oldu.

Davetli sayısı sıkıntı çıkardı

10 Haziran 2010 Perşembe, 09:30:00

Yaklaşık bir buçuk senedir birlikte olan Derin Mermerci ve Tolga Egemen çifti, 17 Temmuz’da Çırağan Sarayı’nda evlenmeye karar vermişti. Yakın çevrelerinin yer alacağı 500 kişilik sade ve samimi bir düğün töreni arzu eden ikili, davetli sayısının artmasından dolayı sıkıntı yaşamış. Kimseyi kırmak istemeyen çift, listeleri yeniden düzenlemeye başlamış. Ancak çiftin, düğün tarihine kısa bir süre kaldığı için listeleri tamamlayamadıklarını ve düğünü ileri bir tarihe ertelediklerini duydum. Düğün organize etmenin ne kadar meşakkatli ve zaman gerektiren bir uğraş olduğunu bildiğim için ikisine de Allah’tan sabır diliyorum. Mutlulukları daim olsun!

Johnny Depp Türk basınındaki ilk röportajını HT Pazar’a verdi

Uzun yıllardır dünyanın en seksi erkekleri listesinin ilk sırasını işgal eden Johnny Depp, kendini “Bir buçuk yaşında, ağırkanlı bir çocuk gibiyim” diye tanımlıyor. Belki de bütün kadınların Johnny Depp’le aşk yaşamak istemesinin nedeni bu çocuk ruhudur. Ve belki de onunla ilgili mümkün olan her küçük detayı bilmek istememizin nedeni dâhi yönetmen Tim Burton’la yaptığı Hayalet Süvari ya da Alice Harikalar Diyarında gibi kült filmlerdir. Medyaya karşı çok da sevecen olmadığı bir sır değil. Basını, özel hayatına müdahale etmekle suçluyor. John Malkowich ve bütün ortak arkadaşlarımız gibi, Güney Fransa’da küçük bir kasabada, komşularının koruması altında yaşamayı tercih ediyor. Orada hayat arkadaşı Vanessa Paradis’le bir şişe şarabı paylaşıp iki çocuğuna sarılırken içtenlikle “Burası rahatlayabildiğim tek yer” diye anlatıyor, Depp. Depp’le ilk kez 11 yıl önce Londra’daki Ritz Hotel’de karşılaşmıştım. Birlikte iyi vakit geçirmiş, film endüstrisi ile ilgili fikir alışverişinde bulunmuş, Depp’in oynamak isteyeceği roller hakkında konuşmuştuk. Çocukları ne kadar çok sevdiğini, onları çok iyi anladığını söylemişti ve kendini de çocuk gibi hissettiğini kabul etmişti. O sıralar sevgilisi Vanessa, ilk çocuklarına hamileydi. Çok mutlu olmakla birlikte “baba olmanın anlamı”nı merak ediyor, o anlamlardan korkuyordu. O zamandan beri Depp, Vanessa ile evlenmedi ama iyi bir aile babası oldu. Karayip Korsanları, Alis Harikalar Diyarında gibi filmleri gişe rekorları kırdı. Bugün, Johnny Depp, hiç hata yapmazmış gibi görünüyor. Güzel bir eş, iki tatlı çocuk, muhteşem bir kariyer ve büyük gişe kazançları… Bu
röportajda, onun aktör kimliğinin, müzisyen yönünün, nasıl bir baba ve oğul olduğunun izlerini bulacaksınız. Bunlar, Johnny’nin onun hakkında bilmeniz gerektiğini düşündüğü
yegâne unsurlar.
*** Sette bir günün nasıl geçiyor?
Sıkıcı.

*** Sıkıcı mı?
Evet, fazlasıyla sıkıcı. Kupalar dolusu kahve içiyorum. İnanılmaz çok kahve. İnsanı ayık tutuyor. Tek bir sahneyi çekmek bazen saatler hatta günler sürüyor. Genellikle benim topu
topu iki-üç dakika oynamam gerekiyor ama günün geri kalanında çekim için hazırlık yapılıyor. O yüzden de vaktim beklemekle geçiyor.

*** Kuşkusuz ki tam bir film yıldızısın. Birçok kişi seni iyi bir aktör olarak kabul ediyor. Film yıldızı olmakla aktör olmak arasındaki fark nedir sence?
Ben mi? Bir film yıldızı mı? Bilmiyorum… Benim için Cary Grant gerçek bir film yıldızıdır mesela. Aynı zamanda iyi de bir aktördür. Humphrey Bogart başka bir film yıldızı… Diğer taraftan çok iyi aktör olup yıldız olmayanlar var. Marlon Brando harika bir aktördü mesela. Film yıldızı olarak anılmaktan hiç hoşlanmazdı bence.

*** Sen kendini nasıl görüyorsun?
Hayatımı kazanıyorum. Bu benim işim, kendimi bir film yıldızı olarak görmüyorum. Aktörüm ben. İşin parıltılı kısmında değil, sahadayım. Yıldızlıkta iyi olmadığımı düşünüyorum.

*** Çoğu insan bu söylediklerine itiraz edecektir… Peki senin bir müzik kariyerin vardı. Müzikten sinemaya geçtiğin anı hatırlıyor musun?
Çok iyi hatırlıyorum hem de! Bir müzisyendim ve hayatımın sonuna kadar öyle kalacağımı düşünüyordum. Günümü gün ediyordum. Bir gün oyuncu bir arkadaşımla yürürken, bir iş başvuru formu doldurdum. Müzikten pek para kazanmıyordum çünkü. Kiramı ödemek, sigara almak falan için para lazımdı. Yürürken arkadaşım birden durup bana baktı ve “Ne
düşünüyorum biliyor musun, bence sen bir aktörsün ve bunun farkında değilsin. Benim menajerimle tanışmalısın” dedi.

*** Arkadaşın sende ne görmüştü?
Bilmiyorum, inan bilmiyorum. Tek bildiğim o dakikadan itibaren her şey akmaya başladı. Menajeriyle tanıştım. O beni bir cast yönetmenine gönderdi, bir film okuması yaptım ve iş
verdiler.

*** Hangi filmdi o ilk iş?
Elm Sokağında Kâbus. Ama onu yaparken de hâlâ müzisyendim. Sadece kiramı ödeyecek para kazanıyordum filmden. Yani oyunculuk benim gözümde sadece hobiydi.

*** Ne zaman hobi olmaktan çıkıp mesleğe dönüştü?
İki film yaptıktan sonra oyuncu olmaya karar verdim. Grubum da dağıldı. “Budur” dedim. Oyunculuk için yaratıldığımı fark ettim. Bu yüzden de işi ciddiye alıp öğrenmeye çalıştım. Kurslara gittim. Oyunculuk hakkında kitaplar okudum.

*** Oyunculuğu ciddiye aldın sonunda…
Bu mesleği ne kadar ciddiye alabilirsen, o kadar…

*** Nasıl yani?
Yani… Çok da ciddiye almadım aslında. Demek istediğim bu da altı üstü bir meslek.

*** Ben mesleğimi ciddiye alıyorum mesela, siz almıyor musunuz yani.
Bir aktörün kendini ciddi bir aktör olarak görmesinden daha kötü bir durum düşünemiyorum. Aktör nedir? Her aktör bir yalancıdır. Mesleğin, olabildiğin kadar iyi bir yalancı olmaktır. O yüzden çok da ciddi bir meslek değil.

*** Boş zamanlarında hâlâ müzik yapıyor musun?
Evet, hâlâ müziğin içindeyim ama hobi olarak. Müzik benim ilk aşkım. Fırsat buldukça bir şeyler çalıyorum. Seyahate çıkarken gitarım hep yanımdadır. Sürekli çalarım. Sadece bunu artık profesyonelce yapmıyorum.

*** Los Angeles’ta grupların canlı konser verdiği bir kulübün var değil mi?
The Wiper Room isimli bir kulübüm var, evet. Çok güzel, küçük bir bar. Canlı müzik oluyor. İyi müzisyenlerin performansları da oldu orada. Dünyanın başka bir yerinde ünlü müzisyenlerin çalmak isteyeceği bu kadar küçük başka bir bar olduğunu sanmıyorum. Allen Ginsberg’den Oasis’e, Johnny Cash’e, Carol Channing’e kadar tuhaf bir liste oluşturan isimler çaldı orada. Bu işi ticarete çeviremem, sadece takılıyorum. Orayı kendim ve diğer
müzisyenler için açtım. O sıralar gidecek başka yer yoktu, her yerde kötü müzik çalıyordu .

*** Bu sert bir açıklama!
Evet ama Hollywood’da bazı şeylerin eksik olduğunu düşünüyorum. Nostaljik 1920’ler, 30’lar gibi. O yüzden de Wiper Room’u o duygu ve tarzla dekore ettim.

UYKU TÜM ZAMANLARIN EN İYİ BULUŞU

*** Film çekerken çok seyahat etmen gerekiyor bu durumdan hoşnut musun?
Evet, seyahat etmeyi seviyorum. Eğer bir yerde çok uzun süre kalırsam huysuzlaşıyorum. Mesela bir şehirde 3-4 ay zaman geçirmek çok fazla. Hareket etmek istiyor insan. Şu anda da hareket vakti gelmiş gibi hissediyorum.

*** Seyahati senin için çekici kılan ne? Benim için bavul hazırlama süreci bir kâbustur mesela…
Onu ben de sevmem. Ama varış anını severim. Bulunduğun yer ile ilgili bilgiler edinmeyi, uyumayı.

*** Bana daha önce de uykuyu sevdiğini söylemiştin.
Evet. Her yerde uyumayı seviyorum. Genel olarak uykuyu seviyorum. Uyku tüm zamanların en iyi buluşu bence.

*** En uzun süre uyuma rekorun kaç saat?
21 saat olmalı. Bir keresinde de 18 saat uyumuştum.

*** Bir çekim sırasında mı bu kadar uyumuştun?
Evet, bir film çekiyorduk ve kendimi hasta hissediyordum.

*** Uyandığında nasıl hissettin? Yenilenmiş mi?
Hayır, çok fenaydı. Ama çekime devam etmem gerekiyordu.

*** İdeal bir hafta sonun ya da boş günün nasıl geçer?
Kesinlikle Güney Fransa’da ailem ve arkadaşlarımla birlikte gezerek.

*** Ev neresi senin için?
Eskiden Los Angeles’tı ama artık Güney Fransa da var.

*** Ailen dışında senin için önemli olan şeyler ne?
Kitaplarım. Tablolarım… Resim yapmak, büyük bir kaçış benim için… Vakit buldukça yapıyorum.

*** Ne resmi yapıyorsun?
Portre. Fil çizmeyi seviyorum. Eğer sana tabolarımı gösterecek olursam, onların üç yaşındaki hiperaktif bir çocuk tarafından yapıldığını zannedersin.

*** Kendini öyle mi hissediyorsun?
Hayır, hayır. Çok daha ağırkanlı, bir buçuk yaşında gibi hissediyorum.

*** Kadınlar senin seks sembolü olduğunu düşünüyor…
Ben kendimi öyle görmüyorum ama… Üstelik buna alışmış da değilim. Umarım alışmam da. Çünkü bu normal değil. Elbette insanların filmini beğendiğini söylemesi çok güzel ama seks sembolü olduğunu düşünmeleri başka bir şey.

*** Hollywood’un klasik tiplerinin aksine bir aile adamı tipin var…
Evet ben hep aile adamı oldum. İki kız kardeşim, bir erkek kardeşim var. Hepsi başka yerlerde ama hep yakınız. Fırsat buldukça bir araya geliriz.

*** Tanışmak için ölüp bittiğin biri var mı?
Tanrı. Onunla oturup bir sigara tüttürmek için ölüyorum.

PİŞMANLIĞIM YOK

*** Geçmişe bakınca, yaptığın herhangi bir işten pişmanlık duyuyor musun?
Pişmanlık duyduğum tek şey, yumruk atabileceğim birkaç kişiye fırsatım varken o yumruğu atmamış olmaktır. Başka da pişman olduğum bir şey yok.

*** İnsanlar senin “kötü çocuk” olduğunu düşünüyor. Gerçekten vahşi bir yanın var mı yoksa hepsi medyanın abartması mı?
Tamamen medyanın abartması. Bunu onlar yarattı. Niye bana vahşi diyorlar ki? Bilmiyorum. Tek aklıma gelen açıklama, her ürüne bir isim verme ihtiyacı… Mesleğimin ilk yılları için bile kendimi vahşi diye tanımlayamam. Tuhaf bir işi olan, normal bir adamım bence.

TIM BANA İŞKENCE EDİYOR

Johnny beni Tim Burton’la tanıştırdı. Tim’in eşi Helena Bonham Carter’la da röportaj yaptım.
Depp, Burton’dan bahsederken çok duygusallaşıyor. “Tim ne zaman benimle çalışmak isterse, orada hazır bulunurum. Bana yapmak istediği her şeyi yapmasına müsade ederim. Ona o kadar güveniyorum. Kendimi sadece onun ellerine bırakıyorum. Bazen bana işkence ettiği bile oluyor! Ama her seferinde işe yarıyor” diye anlatıyor.

POLİTİKA HAKKINDA

*** Birçok ünlü Hollywood yıldızı yakın zamanda politika sahnesinde göründü. Sen politikanın neresinde duruyorsun?
Her modaya uyanlardan ya da seçimler için işbirliği yapılabilecek ünlülerden değilim. Bir şeye inanacaksam onu sorgularım. İnandığım zaman da sonuna kadar giderim. Belki başkaları bunu iyi amaçlar için yapıyordur. Benim için “Bir Dilek Tut Vakfı” çok önemli mesela. Hasta çocuklara yardım ediyor. Yıllardır destekliyorum. Aktif olarak Amerikan Yerlileri Hareketi’ni de destekliyorum. Kızılderililer tarihte yeterince destek görmemiş bir halk.

*** İnsanlar seni neden bu kadar çok merak ediyorlar sence?
Bu makinenin bir parçası galiba. Televizyon, dergiler… Oyuncuların üstüne güzel bir şekerli
süsleme yapıyorlar, bu da onları farklı gösteriyor, çekici, gizemli kılıyor. Bunu da insanların gözlerinin içine içine sokuyorlar. Bu yüzden de herkes, halkın gözünün önünde olan kişilerin
hayatındaki kirleri görmek için dört gözle bekliyor. Bu dayatılan bir şey. Medya yapıyor bunu. Eğer kir varsa, dergiler daha çok satıyor. Daha çok satınca daha çok çamur atılıyor.

*** Bu seni sinirlendiriyor mu?
Ben de o makinenin bir parçasıyım. Alıştım artık. Ama zaman zaman sinir bozucu olabiliyor.

*** Hakkındaki en büyük yanlış düşünce nedir?
Komik, eğlenceli biri olduğumu düşünmeleri. Halbuki hiç değilim…

*** Kederli biri misin yani?
Aşırı derecede hem de. Kederli ve ciddi biriyim ben. Hakkımda yazılanların çoğunluğu açık açık yalan. O yüzden nereden başlasam bilmiyorum. Gerçekler satmıyor değil mi?

Şarkı sözleri ne kadar matraksa Mirkelam’ın hayata dair düşünceleri de aynı ince zekânın ürünü…

Fergan Mirkelam, yani herkesin bildiği adıyla Mirkelam, Bostancı’da tek kelimeyle “Huzurlu” diye özetlenebilecek bir evde oturuyor. Balkonunda susmayan bir bülbül, yemek masasının üstünde ahşap kabzalı eski bir revolver, duvarlardaysa kendi yaptığı tablolar var. Sabahları erken kalktığında Bostancı sahilinde yüzüyor, bisiklete biniyor. Harika bir kitaplığı var ve Orhan Pamuk’tan Edgar Allen Poe’ya uzanan kitaplarını, raflara sığmayan ödüllerinin arasından fışkıran kelime oyunları…

*** Lipton’un reklam filminde oynuyorsunuz şu aralar. Reklamda şarkı yazarken tıkanan, ilham arayan birini görüyoruz. Gerçek hayatta ne yaparsınız tıkandığınızda?
Tıkandığım zamanlar çok oluyor. Aslında on dakikada bir şarkı yazabilirsin istersen ama doğruyu her defasına bulamazsınız. İşte ilham denen şey o bir defaya denk geliyor. Doğruyu bulmak zor olduğu için de albümler iki senede üç senede bir çıkıyor. Hatta belki dört sende bir olmalı ama bizim sistemimiz farklı, daha doğulu. Parasal nedenler, ruhsal nedenler bir sürü şey giriyor işin içine.

*** Müziğinizde hep bir espri var. Hayata bakışınız da böyle mi, yaşadıklarınızla dalga geçmeyi başarabiliyor musunuz?
Bir şarkı illa ki çok üzüntülü ya da çok eğlenceli olmak zorunda değil. Ama bizde böyle bir anlayış var. Bütün iyi şarkılar çocuk şarkısıdır aslında. Alaturkalar haricinde. Ben hep melodide, ritimde, sözde bir espriyi kullanmaya çalışıyorum. Bu hayata bakışımla da ilgili. Niye çok üzüleyim ki şarkı yaparken? Bir de karşı tarafı düşünen biriyim. Dinleyen kişi de üzülecek, niye üzülsün ki? Tabii ki aslında şarkılar kişinin kendisi için yapılır. Ben de kendim için yaparım ama onu bir albüme koyacağım, ondan para kazanacağım, ruhsal bir artı kazanacağımı düşündüğüm zaman dinleyicinin şarkısı olur.

*** Boğa burcusunuz diye biliyorum. Boğalar yemeğe düşkün olur. Sever misiniz yemek yemeyi?
Bu işi yapmasaydım kesin çok kilolu biri olurdum! Ara sıra kendimi kaybediyorum zaten ama hep fit gözükmek zorundasınız. Sonuçta popüler bir iş yapıyorsun ve sabah saçını taramak bile popülerliğin bir parçasıdır. Çok ciddi görünmeye çalışmak, ağır romanlar yazmak zorlamadır bence. Sonuçta en ağır romanları Dostoyevski yazmıştır ama o da kendi döneminin popüler romanlarını yazmış. Sonra klasikleşmiş onlar. O da para kazanmak ve kazandığı parayı kumarda harcamak için yazmış. Belki biraz basite indirgiyorum ama hayatın gerçeği bu. Bu yüzden popüler işler yaparken de popülerliğin listesinde olan kendine dikkat etmek gibi unsurlar var.

*** Yemek pişirir misiniz?
Eskiden kuzenimle yaşıyordum o zaman daha çok pişirirdim. Yemek de müzik gibi. Keşifler yapmayı seviyorum ama ağzımın tadını anne yemeğinde bulurum. Dolmaya bayılırım, fasulye yapmayı da yemesini de severim. Mesela Fransız yemekleri bana çok anlamlı gelmez.

*** Açken mi tokken mi daha iyi müzik yaparsınız?
Galiba karnınız doyduğu zaman iyi müzik yapabiliyorsunuz. Sonuçta yemek de bir haz. Dışarıdaki bülbül ne için ötüyorsa biz de onun için yapıyoruz müziği. Hepimiz doğanın bir parçasıyız. Hiç farkımız yok. Yani bülbül müziği eş aramak için yapıyorsa ben de onun için yapıyorum. Ama bülbül karnı doyduktan sonra eş arıyor.

*** Yani eş bulmak için mi müzik yapılıyor?
Basite indirgerseniz, genel anlamda öyle. Ne kadar çok eş arama isteği varsa, ne kadar çok sevgi isteği varsa o kadar iyi şarkı söylerim.

“HEPİMİZ KOŞAN ADAMIZ

*** Koşan adam olarak anılmaktan sıkılmadınız mı?
Hayır hiç sıkılmadım. Çok güzel bir şeydi o. Bir kere sıkılmaya imkân yok. Çünkü çok hayatın içinde olan şey o. Aslında hepimiz bir koşunun içindeyiz. Her Gece şarkısını yazarken İzmit’te oturuyor, İstanbul’da radyoda çalışıyordum. Elimde kitaplar, otobüs egzozları arasında E-5 üzerinde hızlı hızlı yürürken yazmıştım. O zaman kayıt cihazı da yoktu yanımda, eve giderken 1.5 saat boyunca şarkıyı kafamda tekrarlayarak yazdım. Şimdi öyle bir hayatım olmadığı için aynı şeyleri yazamam. Bazı müzik eleştirmenleri o ilk albümün başarısını yakalayamadığımı söylüyor ama bunu söyleyenler rönesansı, değişimi bilmeyen kişiler. Başarısız ülkeler böyle kişiler yüzünden başarısız oluyor.

*** Hatıralar şarkınızın klibinde Atatürk’ün sigarasını yakıyorsunuz. Şimdi olsa sigara yasağı yüzünden yapamayacaktınız o sahneyi…
Sigara içmeye karşıyız ki içiyoruz ama sigara içme yasağına da karşıyız. Ben sigara yasağının, insanları kontrol etme üzerine dünyanın yöneticilerinin bir planı olduğunu düşünüyorum. İnsanlara önce alıştırıyorsun sonra sigarayı yasaklıyorsun. Sen zaten beni kurşunla, şunla bunla zehirliyorsun, sonra duman denilen kim bilir kaç yüzyıldır içilen şeyi, zararlı diyerek yasaklıyorsun. Ama tek güzel yanı insanların birbirine saygı duyması. Sigara içmeyene saygı
duyarak içmiyorsan o güzel. Yoksa zaten bunca zaman birbirimizi zehirlemişiz. Ben hep Atatürk’le birlikte Savanora’da bulunmayı hayal ederdim. Klipte de oradan yola çıkmıştık. Şimdi yapılsa belki o sahne olmazdı ama zaten başka sahneler de var Atatürk’le birlikte.

*** Kargo ile Anadolu turnesini yeni bitirdiniz. Duyduğum, izlediğim kadarıyla çok güzel geçmiş. Albümünüz de çok güzel zaten ama sahnede sadece “Mirkelam” olmayı özlemiyor musunuz?
Değişiklikleri çok seviyorum. İskender Paydaş’la çalışmaya da öyle başladım. Babamdan kalan şeydir bu bana. Düz giden hayatın altında başka bir şey arama ve bulma yoludur, bulduğunla mutlu olmaktır değişiklik. Babamdan öğrendiğim bir şey bu. Eğer ben Kargo ile çalışmasaydım Yollar diye, Rock’n Roll Disko diye bir şarkı bulamayacaktım… Kargo olmasaydı da Teoman, Sibel Can ya da Okay Temiz olsaydı farklı olacaktı. Başarılı olur ya da olmaz ama farklı olur. Zaten sahneye çıkınca seyirci mutlu oluyorsa, sahnede hangi isimle olduğun ya da nasıl müzik yaptığın önemli değil. Biz Kargo ile sahnede parti yapıyoruz ya da bazen halay bile çekiyoruz. Belki Kargo hayatında ilk defa sahnede halay çekiyor. Onlar da ben de yeni şeyler yapıyoruz. Önemli olan bu. Beni çıkarın başkasını koyun, Kargo’yu çıkarın başka grup koyun sonuçta amaç daha iyi bir noktaya ulaşmak.

“UYUŞTURUCUYLA HİÇ ALAKAM OLMADI”

*** Bir röportajınızda “Depech Mode’un uyuşturucuyla yaptığı müziği ben elimde çay bardağıyla yapıyorum” demiştiniz…

Evet. Benim uyuşturucuyla alakam olmadı çünkü hayata iyi bakabiliyorum. Korkularımı, çekingenliğimi kendi kafamda yenme şekillerim var. Müzikte de aynı şey. Bana “Neden böyle bir müzik yapıyorsunuz” sorusu sorulmuştu ben de sistemlerin farklı olduğunu, benim neden böyle bir müzik yaptığımı bu cevapla anlatmaya çalışmıştım. Ben bu tarz yaşıyorum, farklı bir sistemdeyim, uyuşturucu değil çay içiyorum, böyle müzik yapıyorum.

*** Hayatın size verdiği en büyük hediye ne?
Hayatımın kendi hikâyesi başlı başına en büyük hediye. Ne kadar mutsuz bir tip de olsam –ki mutsuzum demek şımarıklıktır- aslında güzel bir hikâye bu.

“HERKES AYVAYI YİYOR”

*** Elma Değil Ayva şarkınızdaki gibi, kadınla erkeğin yediğinin ayva mı olduğunu düşünüyorsunuz? Yoksa kadınına göre mi değişiyor yediğin şey?
Şarkıyı yapıyorsun ama onun arkasını söylemek o kadar zor ki. Ama galiba ayva! Hayatta zaten yediğimiz ayva, herkes ayvayı yiyor, her an savaşıyorsun bir şeyle. Sevişmek bile savaşma. Sadece beş dakikalık bir haz için bütün dünya dönüyor. Bunun mantığı bile ayva!

Tuğba Ekinci yeni albümü öncesi esti gürledi

31 Mayıs 2010 Pazartesi, 10:43:21

İlk albümü ‘O Şimdi Asker’ ile bütün dikkatleri bir anda üzerine çeken Tuğba Ekinci, geçtiğimiz yıl çıkardığı ‘Condom’ isimli üçüncü albümüyle sosyal içerikli projelerde görev alıp ödüle layık görüldü. Şimdi de bir Nazan Öncel şarkısıyla hayranlarıyla buluşan Ekinci, albümü daha piyasaya çıkmadan tek şarkıyla konserden konsere koşuyor. Güzel şarkıcının son albümünde yapacağı sürpriz düet ise rakiplerini çok kıskandıracağa benziyor.

*** Bu kadar kısa bir sürede insanlara kendinizi kabul ettirmeyi nasıl başardınız?
Piyasaya girişim çok ani oldu. Bu girişi kaliteli hale sokmam için planlı davranmam lazımdı, yoksa her şeyi çok çabuk tüketirdim. Kapasitemin farkındayım, kendime fazla rakip görmüyorum. “Popun kraliçesi” dediğimiz insanlardan çok daha iyi bir müzik kulağına sahibim. Dört yılda Nazan Hanım’la düet yapabilmek kolay bir şey değil.

*** Neden Nazan Öncel’le çalışmak istediniz?
Nazan Öncel, hepmerak ettiğimbiriydi. Az çok Sezen Hanım’ı tanıyoruz, Ajda Hanımzaten besteci değil. Aslında şarkı alma niyetim yoktu, sadece tanışmak istiyordum. Şarkısını okuyabilirsem bana verebileceğini söyledi. Ben de okudum. Sonra kayıt geldi, bir baktım Nazan Hanım’ın sesi; okumamı beğenmiş, bir de düet yapmış. İnanamadım, çok mutlu oldum.

DEMET VE HANDE B PLANINI UYGULUYOR

*** Her şeyin hep bir üstünü yapmak istediğinizi söylüyorsunuz. Peki sizce Nazan Öncel’in üstü ne?
Hayranlarıma sürpriz olsun. Albümümün bu kadar gecikmesinin sebebi de zaten bu sürpriz. Albümüm çıktığında bir diva ile düetimi dinleyeceksiniz.

*** Kim bu diva? Tarkan mı?
(Gülüyor)

*** Başka kimlerle düet yapmak istersiniz?
Demet Akalın ve Hande Yener’le çalışmak isterim. Bu düşüncemi henüz onlarla paylaşmadım ama bütün iyi isimlerle çalışmak isterim.

*** Demet Akalın ve Hande Yener’in bir dönem kavgalıyken şimdi sıkı dost olmalarına ne diyorsunuz peki?
Bu tutumu önceki jenerasyondan gördüler, uygulamaya çalıştılar ama baktılar ki tutmuyor, devreye B planını soktular.

*** Albüm ne zaman çıkıyor?
Çıkış tarihi olarak, doğum günüm olan 9 Haziran’ı düşünmüştüm ama sürprizimi hazırladığım anda hemen çıkarmaya karar verdim, doğumgünümü bekleyemeyeceğim.

*** Sizinle aynı kulvarda olan isimlerin başarılarının sırrı sizden daha önce bu camiaya girmeleri mi?
Sektöre önce girmek önemli tabii. Bizim meslekte kalıcı olmayı başarabilenler ancak zirveye çıkabilir. Kalıcı olmak için de dikkat çekici işler yapmak lazım. Bir yılda on şey yapılması gerekmiyor, on yılda bir şey yapmak da bazen başarılı olmaya yetebilir.

*** Bu insanlar ne yaptılar da kalıcı oldular?
Sürekli magazinle iç içe yaşadılar; evlilik görüntülerini basına dağıttılar, sevgilileriyle gündemde kaldılar. Bu tip şeyler bana uygun değil. Benim aslında alanım televizyon. İyi bir kanalda, doğru zamanda, doğru işi yaparsam albüm sanatçısı olmak ikinci planda kalır. Bana rakip olarak gösterilen insanların televizyonda benim kadar başarılı olmaları imkânsız.

*** Bir dönem siz de aşk hayatınızla gündeme geldiniz ama…
İlk çıktığımda merak ediliyordum. Zaten evliydim, ayrılınca üç buçuk yıllık bir ilişkim oldu. Ama şarkıcı olduğumdan, bir erkeğin beni taşıyabilmesi için çok iyi bir kariyere sahip olması lazım. Ama baktım ki kamuoyuna karşı eziliyor, ben de daha fazla zorlamadım. Zaten o dönem Nazan Hanım’la tanışmıştım, benim için çok önemliydi; yalnız kalmamın daha mantıklı olduğuna karar verdim.

TÜRKİYE’YE ANGELINA JOLIE LAZIM

*** Televizyonda bir şeyler yapmak fikri nerden çıktı?
Eski eşimle tatildeydik, yanımıza Osman Sınav geldi, dizi çektiklerini söyledi ve rol teklif etti. Kabul ettim, böylece televizyon maceram başladı. Tanınmış birçok insanla başrollerde oynadım. Ama çok fazla zorlanmaya gelemediğimden bu işe devam etmedim. Ekip işleri bana göre değil, eğer devam etseydim önümde ne Nurgül Yaşilçay ne Özgü Namal olurdu.

*** Albümünüze yorumlar nasıl?
Herkes şoke oldu. İnsanlar, dokuz aydır görünmüyorum diye herhalde zengin koca bulduğumu ve müziği bıraktığımı düşündüler. Nazan Hanım’la tanışalı tam dokuz ay, on gün oldu. Yani klip çektiğim şarkı benim bebeğim gibi, resmen doğurdum.

*** Oyunculuğa devametmediğiniz için hiç pişmanlık duydunuz mu?
Hiçbir zaman “Keşke” demedim. Bir şey olmuyorsa mutlaka daha iyisi olur. İyi bir proje olursa yine oyunculuk yaparım. Türkiye’nin bir Angelina Jolie’ye ihtiyacı var bence. Beni kimse albüm sanatçısı olarak görmesin. Ben aslında tam bir televizyon figürüyüm. Doğru zamanı bekliyorum.

“HÜLYA AVŞAR’LA DÜET YAPSAM ONA YARAR”

*** Hülya Avşar’a benzetiliyorsunuz, onunla da bir düet yapmak istemez misiniz?
Hülya Avşar’la düet yapmamın bana değil ona faydası olur. Benimle düet yaparsa, o şarkı her yerde çalar. Benim için belki “Tuğba bunu da yaptı” derler ama ben Nazan Hanım’la düet yaptıktan sonra onunla yapsam da olur yapmasam da. Hülya Avşar, artık eskisi kadar zeki değil. Birden fazla işe el attı, savunması da “Sırf sinema filmi çekerek yatırım yapamazdım” oldu. Hülya, yine iyi kötü reklam yapar. Ama bir de Gülben Ergen var; Hülya’nın eteğinde olup kimseye el vermez. Ancak biri cezaevine falan girecek de ona yardım ediyor pozlarına girecek. Sanat ortamında tabii ki rekabet olacak ama bazı zamanlarda alkışlamayı da bileceksin.

Model Özge Ulusoy, ayrılığın ardından konuştu

Manken ve oyuncu Özge Ulusoy, zor günler geçirdi. Önce evlilik planları yaptığı sevgilisi İlker İnanoğlu’ndan ayrıldı, ardından Yavuz Bingöl ve Ahu Türkpençe ile başrollerini paylaştığı ‘Ateşe Yürümek’ adlı dizisi yayından kalktı. Sezonun en iddialı yapımlarından biri olarak gösterilen dizinin dört bölüm sonra final yapması, Özge’yi çok üzdü. Bu gelişmelerin ardından İstanbul’dan kaçıp mavi tura çıkan Ulusoy, tatil dönüşü yaşadığı bu süreci HT Magazin’e anlattı.

*** İddialı bir dizide oynuyordunuz. Çok çabuk bir şekilde yayından kalktı. Sizce dizinin tutmamasının nedeni neydi?
Evet iddialı bir diziydi. Çok da iyi bir ekiptik. Yavuz Bingöl, Ahu Türkpençe, Şerif Sezer, Ahmet Mümtaz Taylan gibi isimler vardı. Konusu da çok güzeldi. Ama bu dizi işleri pek belli olmuyor. Yayın günü pazardı. O gün maçlar oluyordu ve ligin de son haftalarıydı. O yüzden tutmadı.

*** Konservatuvarda bale eğitimi aldınız. Ama balerin olmak yerine mankenlik ve oyunculuk yapmayı tercih ettiniz. Neden balerin olmak istemediniz?
Baleyi sakatlanıp bıraktım. Diz kapağım çıktı. Aslında geri dönebilirdim ama tam o sırada güzellik yarışmasına girdim. Bu vesileyle 2003 yılından itibaren profesyonel mankenlik yapmaya başladım. Podyuma ilk kez Cengiz Abazoğlu defilesiyle çıktım. Aynı zamanda Yeditepe Üniversitesi’nde Sanat Yönetimi Bölümü’nde okudum. Ayrıca, Ayla Algan’dan ders alarak oyunculuğa başladım. Bundan sonrası için de work shop’lara katılarak oyunculuk konusunda kendime yatırım yapmak istiyorum.

“MANKENLİĞİN İTİBARI ARTTI”

*** Diğer yandan mankenliğe de devam ediyorsunuz…
Devam ediyorum ve çok da keyif alıyorum. Mankenlik, doğru yapıldığında keyifli bir meslek. Bu sayede dünyada çok yeri gezdim. Bana çok artısı oldu. Tüm tasarımcıların ve iyi firmaların defilelerine çıktım. Mankenlikte güzel bir yerde olduğuma inanıyorum, inşallah oyunculukta da güzel bir yere gelirim.

*** Modellikten para kazanılıyor mu?
Sektörün krizde olduğu söyleniyor. Ecet, geçen sene kriz vardı, ama bu sene sektör daha canlı. Şu anda işler gayet iyi. Yılda iki kere Fashion Week yapılıyor. Bu sayede piyasa hareketlendi, güzel işler çıkıyor.

*** Mankenlerin imajı son dönemlerde biraz zedelendi. Siz buna katılıyor musunuz?
Aksine, son dönemde mankenlerin imajı düzeldi. Yeni jenerasyon mankenler, yani Ece Sükan, Ahu Yağtu, Sedef Avcı, Hande Subaşı gibi isimler, daha eğitimli ve birikimli. Arada kayıp bir dönem oldu. Ama eski modeller de iyiydi. Ben Sema Şimşek, Ebru Ürün gibi isimleri örnek aldım mesela. İmajı bozanlar ‘manken’ adı altında gezenlerdi. Kurunun yanında yaş da yandı. Bir ara herkes “Mankenim” demeye başlamıştı. Şimdi artık “Mankenim” demiyoruz “Modelim” diyoruz.

*** Siz de dahil olmak üzere modellerin çoğu oyuncu oluyor. Sebep ekonomik mi, başka bir nedeni de var mı?
Dünyanın her yerinde bu böyle… Charlize Teron, Cameron Diaz da modellikten geldi. Oyunculukta da görsellik ön planda. Ayrıcı, sırf modeller oyuncu olmuyor. Tenis hocalığından, doktorluktan oyunculuğa geçenler de oluyor.

*** Bir dönem, güzel ve yakışıklı oyuncu yok diye eleştiriler vardı. Modeller bu açığı mı kapatıyor?
Gerçekten öyle oluyor. Dizilerdeki başrollere bakarsanız, çok da başarılı insanlar var. Kıvanç Tatlıtuğ, Kenan İmirzalıoğlu, Cansu Dere, Sedef Avcı, Selma Ergeç gibi isimler mankenlikten geldiler ve İyi dizilerde, iyi performans sergiliyorlar.

“İLKER’LE ÇOK İYİ ANLAŞIYORDUK”
*** Önce İlker İnanoğlu ile ilişkiniz bitti, sonra diziniz yayından kalktı. Mutsuz olduğunuz söyleniyor. Öyle misiniz?
Ben gayet keyifli ve mutluyum, her şey yolunda. Her ilişki bitebiliyor, evlilikler de bitebiliyor. Bir ara “Acaba mı” diye bir geçiş dönemimiz oldu, ama şimdi tamamen bitti. Allah ikimizin de yolunu açık etsin.

*** Tekrar barışmanız söz konusu mu?
Yok, artık sanmıyorum.

*** Sorun sizin evlilik istemeniz, İlker Bey’in istememesi miydi?
Hayır, onunla ve evlilikle alakalı bir konu değildi. Bambaşka bir konuydu. İlişkiler başladığı gibi bitebiliyor. Hayırlısı olsun. Evli gibi değildik onunla. Uzun süren bir flörttü bizimki. Yaş farkı sorunumuz da yoktu. Çok iyi anlaşıyorduk.

*** İlker Bey ile bir dergiye cüretkâr pozlar vermiştiniz. İleride bu pozlar karşınıza çıktığında sizi rahatsız eder mi?
İkimiz de profesyoneliz. Zaten ben modelim. O da oyuncu. Aramızda kötü bir şey yok.

“Tolgahan’la aramızda hiçbir şey olmadı”

*** Tolgahan Sayışman’la aranızda bir yakınlaşma olduğu söylendi…
Tolgahan 9 yıllık arkadaşım. Hatta, çok da iyi arkadaşımdır. Aramızda o anlamda hiçbir şey yok.

*** Tolgahan “Her şey olabilir” diye bir açıklama yapmıştı…
O tam olarak ne dedi bilmiyorum. Gerçekten hiçbir şey olmadı aramızda. Ne düşündüğünü bilmiyorum ama o benim arkadaşım.

*** Bu arada 15 gün mavi tura çıktınız. Bu bir kaçış mıydı?
Biraz İstanbul’dan uzak kalmak istedim. Hem ilişkimin hem dizinin bitmesiyle tatil için zaman buldum. Bu zamanı değerlendirmiş oldum.

“Formunun sırrı genlerinde”

*** Her zaman formda görünüyorsunuz. Bunun sırrı ne, özel bir program uyguluyor musunuz?
Hareketli biriyimdir. Spor yapıyorum, tenise başladım. Bir de bu ara çok seyahat ettim. Beslenmeme de dikkat ediyorum. Aslında bu biraz da genetik bir durum… Ailemde de herkes zayıf, ince yapılı ve uzun boylu. O yüzden kilo problemim yok.

Gökhan Özen’den samimi açıklamalar…

En son röportajı Amsterdam’da yapmıştık Gökhan Özen ile. Bu kez de Stuttgart’ta buluştuk. Sürekli yurtdışında olduğu için onunla buluşmak da ülke sınırları ötesinde kısmet oluyor. ‘Daha Erken’ adlı single’ını çıkaran Gökhan Özen, önümüzdeki ay da nikâh masasına oturacak.Milletvekili Mehmet Sevigen’in kızı Selen Sevigen ile Sevgililer Günü’nde nişanlanan Özen, “Kalbimin sesini dinledim. Aile kurabileceğimi hissettiğimbiri çıktı karşıma ve evleniyorum” diyor. Düğün sonrasında yine stüdyoya kapanacak olan Özen, eylül ayında Sezen Aksu, Nazan Öncel, Şehrazat ve kendi şarkılarının yer aldığı albümünü çıkaracak.

“Daha Erken” dediğin ne var hayatta?
Evlilik için “Daha erken” dedimşimdiye kadar ama şu an öyle düşünmüyorum. Sen ne dersen de, biraz da kaderin sana ne dediğiyle bağlantılı bir konu evlilik. Ama çocuk için hiç “Erken” demedim, çünkü çocukları çok seviyorum; şimdi zamanıdır.

Bu şarkı nasıl çıktı peki?
Sağ olsunlar, gece kulüplerinde bir kanun çıkardılar; eğlencenin en köpürdüğü anlarda müziğin sesi kısılıyor. İşte o anlarda insanların yıkılmışlığını görünce böyle bir şarkı çıktı ortaya.Müziği kısmadan önce çaldıkları en son şarkı benimşarkımoluyor şu an.

Aslında albüm şimdi çıkacaktı ama tarihi eylül ayına erteledin…
Evet, ilk defa bir albümiçin bu kadar beste yaptım, bu kadar çok stüdyoda kaldım, bu kadar çok emek verdim. Her şey çok aynılaştı. Genç nesil olarak bir şeyler yapmamız gerek, bunun içindaha çok titizleniyorum.

‘PİYASADA HEYECAN VEREN ŞARKI YOK’
Son zamanlarda birçok şarkıcı albüm çıkardı. Onları dinleyebildinmi?
Özellikle alıp dinlemedim ama duyuyorum, izliyorum. Beni heyecanlandıran bir şarkı olmadı. Aslında daha önce yaptığımalbümlerimi de çok eleştiriyorum. Beğeni düzeyi yükseliyor.

Sezen Aksu, Nazan Öncel ve Şehrazat, en son Gülben Ergen’in albümünde bir araya gelmişti. Şimdi yıllar sonra senin albümünde buluşuyorlar. Nasıl oldu bu buluşma?
Şehrazat’la daha önceden tanışıp, sohbet etmiştik. Bu albümde bir araya geldik ve kendisini çok sevdim. Harika bir kimya yakaladık. Birlikte uzun yıllar çok iyi şeyler üretebileceğimizi düşünüyorum. Albümde üç şarkısını seslendiriyorum. Sezen Aksu zaten, hiç düşünmeden ve hiç ücret almadan parçasını bana emanet etti; yorumcu,müzik adamı ve aranjör olarak. Ben de bu sorumluluk içinde elimden geleni yapmaya çalıştım. Nazan Öncel ile ise ‘Benim İçin Napardın’ şarkısında çalışmıştım. Az laf ile çok şey anlatabilen birmüzik kadını. Albümün en duygusal, en yoğun şarkısını kendi albümünden çıkardı verdi bana. Bu da ciddi bir jestti.

Senin de çok duygusal ve romantik şarkıların var albümde.
‘Gökhan Özen slow’ları’ diye bir kavram varmış. Hal böyleyken ve sokakta gördüğüm her beş insanın dördü beni durdurup, “Abi, şöyle bir damar varmı yeni albümde?” diye sordukları için koymamak olmazdı. Albümde arabesk tınılarının yer aldığı bir şarkı var. Kültürümde var, çocukluğumda var… Biraz daha delikanlı duran damar şarkıları çok seviyorum. Daha tiki duruyorum ama damar bir ruhum var.

‘PAT DİYE EVLENME TEKLİF ETTİM’
Eylülde çıkacak albümü evli bir Gökhan Özen olarak çıkaracaksın sanırım.
Evet, öyle bir durum var.

Daha önce hiç evlenme teklif etmişmiydin?
Hayatımda ilk defa etti mve evleniyorum.

İlk kezmi bu kadar âşık oldun?
Evet, demek ki bana evlenme teklif ettirebilecek insan şu anda evleneceğim insanmış. Bunu onda hissettiğimiçin ilk kez evlenme teklif ettim.

Nasıl evlenme teklif ettin?
Pat diye bir anda ettim.

Sen de bu kararı bir andamı aldın?
Kısa bir sürede aldım. “Evet, tamam” dedim ve teklif ettim.

Peki bu son yaşadığın duyguların bir şarkısı varmı?
Evet, şarkıları var. Tabii bu duygular, satırlara dökülüyor.
Gökhan Özen olduğun için yalnızlık hissettiğin oluyormu?
Olmaz olurmu? Duygusal bir zavallılık durumu aslında. O alkış, şaşaa ve sonrasında keskin bir sessizlik… Bir yerden sonra canına tak edince ipler kopuyor. O zaman da kalbinin sesini dinlemek gerekiyor. Ve evlilik kararı da kalbimin sesini dinleyerek aldığım bir karardır.

‘Evet, sevdim evleniyorum’
Bir dönem sanatçılar evlenmekten korkar ya da evliliklerini saklarmış. Senin hayranların evlilik olayını sahiplendiler, düğünü bekliyorlar.

Geçmişteki örneklere baktığınız zaman geniş kitlelere seslenen erkek sanatçının evlendiği çok görülmez. “Evlenirsen hayran kitleni kaybedersin” gibi sözleri duya duya geldik bu günlere. Dinleyicim manevi olarak bana çok güzel şeyler yaşattı, ama bir yerde hayatın gerçekleri var… Ben çok hesaplı kitaplı yaşayabilen biri değilim. Evet, sevdim ve evleniyorum. Aile kurmak istedim, çünkü aile kurabileceğimi hissettiğim bir insan çıktı karşıma. Çıkmasaydı böyle bir niyetim yoktu. Hayatta karşına öyle bir şey çıkıyor ki, seviyorsun. Sevince karşında iki yol oluyor; ya korkacaksın ya da cesur davranıp kalbini dinleyeceksin. Ben kalbimi dinlemeyi tercih ettim.

‘Baba olmak istiyorum’
Hemen baba olacak mısın peki?
Neden olmasın. Çocuk hayatta insanın başına gelebilecek en güzel şey. Her şeyi yaşıyorsun. Kariyer yapıyorsun, uçarı yaşıyorsun, şan şöhret geliyor. Ama hiçbir şey o çocuğun sana verdiği tatmini vermiyormuş.

Yapılan bir araştırma, beyaz pirincin tip 2 diyabet riskini artırabileceğini ortaya koydu

Harvard Üniversitesi’nden bilim adamları, 14-20 yılda yapılan 3 farklı araştırma çerçevesinde beyaz ve esmer pirinç yiyen 157 bin 463 kadın ile 39 bin 765 erkeğin verilerini inceledi.

Araştırma sonunda haftada 5 gün beyaz pirinç yiyen kişilerin tip 2 diyabete yakalanma riskinin, ayda bir gün bu pirinci tüketenlerden yüzde 17 fazla olduğu ortaya çıktı.

Haftada 2 gün ya da daha fazla esmer pirinç tüketen kişilerin ise diyabete yakalanma riskinin ayda bir gün beyaz pirinç yiyenlerden yüzde 11 az olduğu sonucuna varıldı.

Araştırmacılar, şeker hastalığı riskinin, beyaz pirinç yerine esmer pirinç, esmer buğday ya da arpa gibi işlenmemiş tahıllar tüketerek yüzde 36 azaltılabileceğini vurguladı.

“Archives of Internal Medicine” tıp dergisinde yayımlanan araştırmada, Asya ülkelerinde pirincin yüzyıllardır temel gıda maddesi olduğunu belirten bilim adamları, ancak 20. yüzyıldan itibaren teknolojideki ilerlemelerin işlenmiş tahılların artmasına yol açtığına ve işlenmiş gıdaların besin değerinin düşük olduğuna dikkati çektiler.

Esmer pirinç lif, mineral ve vitamin bakımından beyaz pirinçten daha zengin, ayrıca işlenmiş beyaz pirince göre kandaki şeker oranını hızla yükseltmiyor.